Kosgeb Tarafından Verilen Kadın Girişimci Destekleri

Herkes tarafından bilinen küçük ve orta seviyeli işletmeleri geliştirme ve destekleme idaresi başkanlığı, diğer adı ile Kosgeb, kendi işini kurmak isteyen kadınlara yönelik sağladığı yüzde 70 oranındaki finansal destek, yenilenen tüm destek programları ve hibe oranları kapsamında yüzde 80’e yükseldi.

 

Destek Programına Başvuru İçin İzlenecek Yol 

Yeni bir iş kuracak olan veya iş yeri sahibi esnaf olan kadınların ilk önce destek programı sistemine kayıt olmaları gerekmektedir. Daha önce yada halen esnaflık yapan kadınlar, sisteme giriş yaptıktan sonra ihtiyaçları doğrultusunda olan program için iş planı ve projesi hazırlamaları gerekir, yeni bir iş kuracak olan kadınlar ise girişimcilik destek programına başvurabilmek için iş planı ve projesi hazırlaması gerekir. Yeni bir işyeri açacak olan kadın girişimci veya esnaflığa halen aktif bir şekilde devam eden kadın girişimci, sisteme giriş yaptıktan sonra bilgi evrakları ve kobi beyannamesi doldurması gerekir. Bu işlemleri doğru ve eksiksiz bir şekilde iyifikir tamamlayan kadınlara devlet destekli kredi veya hibe alabilmeleri için ve de başvurularını tamamlayabilmeleri için Kosgeb’e şahsen başvuru yapmaları gerekir. Başvuru sırasında istedikleri sektörle alakalı aldıkları eğitimler sayesinde, bir iş planı ve projesi oluşturarak Kosgeb yetkililerinin onayına sunmaları gerekir.

Ev Kadınları Ve Destek Kredisi

Devletin sağladığı kredi olanaklarından faydalanarak esnaflığa ilk defa adım atacak olan kadın girişimcilerin her türlü Kosgeb sahasında olduğu gibi girişimcilik ve destek programına da başvuru yapmaları gerekir. Girişimcilik ve destek programı 32 saat sürer ve belli zamanlarda devam zorunluluğu vardır. Eğer başvuru yapacak kadın, zaten sanaf ise, kobi destek olanaklarından faydalanabilmeleri için bu eğitim programına gitmeleri gerekmez.

Devlet Destek Programına Bankalarda Destek Veriyor

Günümüzde artık neredeyse her devlet teşvikli ve özel teşvikli bankalar da esnaf kredisi veriyor. Devlet, destek kredisi verebilmek için, kadınlar iş fikirlerini ve projelerini hazırlayıp Kosgeb birimine onaylatması durumunda Halk bankasından Kosgeb aracılığı ile faizsiz esnaf kredisi imkanı sunmaktadır. Esnaflık yapan kadınlar ise Halk bankasına başvurularını yaparak imkanlardan yararlanabilir veya %4 gibi oldukça uygun faiz oranları ile esnaf kredisi başvurusunda buunabilirler. Devlet destekli Ziraat bankası da tüm kendi işinin tek patronu olmak isteyen kadınlara iş yeri açma ve iş kurma kredisi olanağı sunar. Ayrıca Ziraat bankası kadınların ticari yaşamda daha fazla güçlenmeleri adına, oldukça avantajlı bankacılık ürünleri ve hizmetlerini kadın girişimcilere kobi destek paketi sunmaktadır. Bununla yanı sıra hazine destekli kredi ve garanti fonu kefalet destekli düşük faizli kredi çekme imkanı da kadın girişimci destek paketinde yer almaktadır.

Kaynak: http://www.iyifikir.gen.tr/

Yüksek Kan Basıncına İyi Gelen Besinler

Yüksek kan basıncı probleminiz varsa yağlı ve tuzlu yiyecekleri öğünlerinizden çıkarmalı, potasyum içeren yiyecekler tüketmelisiniz.

Yüksek kan basıncı problemi yaşayan hipertansiyon hastalarına, uzman doktorlar tarafından her gün potasyum açısından zengin sebze ve meyveler tüketmeleri tavsiye edilmektedir. Öğünlerinize her gün bu besinleri ekleyerek kan basıncınızın dengelenmesini sağlayabilirsiniz.

Potasyum Açısından Zengin Besinler

  • Muz
  • Avokado
  • Ispanak
  • Patates
  • Somon balığı
  • Karpuz
  • Pancar
  • Kuru fasulye
  • Balkabağı
  • Yoğurt
  • Kuru kayısı
  • Nar

Potasyum, kan damarlarını koruyarak kalp krizi veya felç riskini azaltan en önemli mineraldir. Yetişkin bir insanın, günde 4,700 miligram potasyum alması tavsiye edilmektedir. Altı aydan küçük bebeklerin günlük potasyum ihtiyacı 400 mg.dır. Bu oran, 6 aylık ile 1 yaş arası bebeklerde 700 mg., 1-3 yaş arası çocuklarda 3,000 mg., 4-8 yaş arası çocuklarda ise 3,800 mg.dır.  9-13 yaş arası çocukların günlük potasyum ihtiyacı ise 4,500 miligramdır.

Muz

Orta boy bir muz, 422 mg. potasyum içerir. Bu oran, günlük potasyum ihtiyacımızın yüzde 9’unu karşılar.

Avokado

Avokado, potasyum açısından zengin yiyeceklerin başında gelir. Bir orta boy avokadoda 1067 mg. potasyum bulunur. 2013 yılında Uluslararası Besin (Nutrition Journal) dergisinde yayınlanan akademik bir çalışmanın sonuçlarına göre avokadonun, insan vücudunun ihtiyaç duyduğu mineralleri karşılayarak metabolik hastalıkları önemli ölçüde engellediği kanıtlanmıştır.

Ispanak

Bir tabak pişirilmiş ıspanakta en az 840 miligram potasyum bulunur.  Bu oran, insan vücudunun günlük potasyum ihtiyacının yüzde 24’üne denktir.

Patates

855 mg. potasyum içeren bir büyük boy patates, günlük potasyum ihtiyacımızın yüzde 24’ünü karşılamaktadır. Patates aynı zamanda C vitamini, B6 vitamini ve beta karotenler açısından zengindir. Bu beta karotenler, vücudumuz tarafından A vitaminine dönüştürülür.

Somon Balığı

Somon balığı, Omega 3 yağ asitleri açısından zengin olmasının yanında bol potasyum içeren bir balıktır. 150 gr. somon balığında 487 mg. potasyum bulunur.

Karpuz

Orta boy bir karpuzda neredeyse 1500 mg. potasyum vardır. Karpuz, aynı zamanda likopenler açısından zengindir. Doğal bitki pigmentleri olan likopenler, hücrelerin kanserleşme olasılığını azaltan en önemli maddelerden biridir.

Kırmızı Pancar

Bir bardak pişirilmiş ve dilimlenmiş kırmızı pancarda 520 mg. potasyum bulunur. Bu oran, günlük potasyum ihtiyacımızın yüzde 11’ini oluşturmaktadır.

Kuru Fasulye

Potasyum açısından zengin olan kuru fasulyenin 1 bardağı, 1189 mg. potasyum içerir. Bir tabak pişirilmiş kuru fasulye,  günlük potasyum ihtiyacımızın yüzde 25’inden fazlasını karşılamaktadır.

Balkabağı

Potasyum açısından zengin besinlerden biri de balkabağıdır. Ülkemizde genellikle tatlısı yapılarak tüketilir. İki küçük dilim kabak tatlısı, 500 mg. potasyum içerir.

Yoğurt

Kalsiyum açısından zengin bir besin olan yoğurt, aynı zamanda potasyum deposudur. Bir tabak yoğurtta 580 mg. potasyum vardır.

Kuru Kayısı

Vücudumuzun potasyum oranını arttırmamızın en hızlı ve kolay yolu, kuru kayısı tüketmektir. Yarım su bardağı kuru kayısıda 756 miligram potasyum bulunur. Bu oran, günlük almamız gereken potasyumun yüzde 22’sine denktir.

Nar

Nar taneleri C vitamini, K vitamini, mineraller ve potasyum açısından oldukça zengindir. 1 orta boy nar, 667 mg. potasyum içerir. Orta boy bir nar, vücudumuzun ihtiyaç duyduğu potasyumun yüzde 19’unu karşılamaktadır.

Kan Gruplarına Göre Faydalı Yiyecekler

Kan grupları, bugüne kadar yapılmış araştırmaların sonuçlarına göre insanın genetik niteliklerini ortaya çıkaran bir anahtardır. Farklı kan gruplarına sahip insanların beden yapıları ve ihtiyaçları farklıdır.

Örneğin, bazı insanlar kolayca kilo verebilirken bazıları yoğun egzersiz de yapsalar bir türlü istedikleri gibi kilo veremezler. Bazıları kronik hastalıklarla mücadele ederken, bazıları ise yaşlılıklarında bile zinde ve genç kalmayı başarabilirler.

Kan grupları 0, A, B ve AB olmak üzere dört tiptir.

Kan grupları hangi hastalıklara yatkın olduğumuzu belirliyor.

Araştırmalara göre bazı kan gruplarına dâhil olan kişilerin belirli hastalıklara daha fazla yatkın oldukları kanıtlanmıştır. Örneğin kan grubu 0 olan insanlarda kalp krizi riski çok düşüktür, ancak mide ülserine yakalanma riskleri çok yüksektir. A kan grubuna dâhil olan kişilerde mikrobik enfeksiyonlara yakalanma riski fazladır. Kan grubu A olan kadınlarda doğurganlık oranı çok yüksektir. Genellikle bu kan grubundaki kadınlar çabuk hamile kalır. B ve AB kan grubuna sahip kişilerde pankreas kanserine yakalanma oranı diğer kan gruplarına göre daha fazladır.

Farklı kan grupları strese farklı tepki gösteriyor.

A kan grubuna sahip kişilerde stres hormonu, diğer insanlardan daha yüksektir. Kortizon seviyeleri genel olarak yüksek seviyelerde olduğu için stresli durumlarla daha iyi başa çıkabilirler. 0 kan grubuna sahip insanlarda ise stresli bir olayda adrenalin seviyeleri hızla yükselir ve bu kişilerde adrenalinin vücuttan temizlenmesi uzun zaman alır. Adrenalin hormonu fazlalığı, bu kan grubuna sahip kişilerin bedenlerine zarar verebilir. Bu yüzden 0 kan grubuna dâhil olan insanların stresten uzak kalmaları gerekir.

Kan Gruplarına Özel Besinler

0 Kan Grubu

Faydalı Besinler: 0 kan grubuna sahip kişilerin bol protein içeren yiyeceklerle beslenmeleri gerekir. Et, balık, tavuk, fasulye her gün yemeleri gereken besinlerdir. Ayrıca midelerine özen göstermeleri gerekir.

Zararlı Besinler: Yumurta ve glüten tüketiminden kaçınmaları,  beyaz un ve ekmekten uzak durmaları gerekir.  Tiroit fonksiyonlarını engellediği için lahana ve Brüksel lahanası, karnabahar ve hardal 0 kan grubuna sahip kişilere zararlı olabilir.

A Kan Grubu

Faydalı Besinler: A kan grubuna sahip kişilere en faydalı yiyecekler, meyvelerdir. Meyve, sebze ve balık her gün tüketmeleri gereken besinlerdir. Brokoli, havuç, enginar ve sarımsak kan grubu A olan kişilere çok faydalıdır. Kırmızı et tüketiminden mümkün olduğunca kaçınmaları gerekir. Protein ihtiyacı, fasulye, fındık ve tohumlardan karşılanmalıdır. Kan grubu A olan kişilerin bağışıklık sistemi hassastır.

Zararlı Besinler: Kortizon seviyelerini dengelemek için günlük şeker miktarı dengelenmelidir. Öğün atlamamaya dikkat etmeleri, alkol ve kahveden uzak durmaları gerekir.

B Kan Grubu

Faydalı Besinler: Yeşil sebzeler B kan grubuna dâhil olan kişiler için en faydalı yiyeceklerdir. Muz, üzüm ve erik ve ananas bu kan grubuna sahip insanlara çok faydalı besinlerdir. Kırmızı et, balık ve hindi etini her gün tüketmeleri gerekir. Ayrıca öğünlerine her gün süt, peynir veya yoğurt eklenmelidir.

Zararlı Besinler: Mısır, çavdar ve buğday içerikli besinlerden kaçınmaları gerekir. Ayrıca ayçekirdeği,  fındık ve yer fıstığı bu kan grubundaki insanlar için zararlı besinlerin başında gelmektedir.

AB Grubu

Faydalı Besinler: Sebzeler, deniz ürünleri ve hindi eti AB grubuna dâhil olan insanlar için en faydalı besinlerdir. Haftada üç kez az miktarda kırmızı et tüketmeleri yararlıdır. Somon balığı, sardalye ve kırlangıç balığı bedenlerini güçlendirir. Ayrıca karpuz, üzüm, kiraz ve incir AB grubu kişiler için en faydalı meyvelerdir.

Zararlı Besinler: Mısır ve buğday içeren yiyeceklerden kaçınmaları gerekir. Tütsülenmiş ve işlem görmüş tüm et ürünleri, kan grubu AB olan kişiler için en zararlı besinlerdir. Kafein ve alkolden uzak durmaları gerekir.

Neden Kilo Alırız?

Geldiğimiz güne kadar hep, nasıl zayıflarım? sorusunu kendinize sormuşsunuzdur.  Ya da başkalarını bu soruyu kendilerine sorarken görmüş olabilirsiniz.

Bu soruyu biraz derinlemesine incelendiğinde sorunun anlamsız olduğu ortaya çıkar. Çünkü olmuş bir olayın neden olduğunu sormak yerine gerçekleşen olayın gerçekleşmeden önceki haline çevirmek tutarsızdır.

Ayrıca kilo vermek için bu sitedeki steroid ürünlerini kullanabilirsiniz.

Artık nerden başlı cağımızı biliyoruz. Neden kilo alırız? sorusunu kendimize sorar isek bu sorunun cevabı için düşündüğümüzden daha çok cevap alacağımız kesindir. Bu cevaplara karşın daha az yöntem uygulayarak zayıf kalmanın yolları elbette vardır. Bu yöntemleri birkaç başlık altında toplayabilecek olursak şu tablo ortaya çıkar.

Ne yediğimiz değil nasıl yediğimiz önemlidir. Vücuda besin olarak alacağımız toplam besini hızlı bir şekilde yemek, yavaş yemeye oranla size daha fazla kilo aldırır.

Vücuda aldığımız besin enerji olarak kullanıldığından yatmadan önce beslenmek kilo almanız için kaçınılmaz bir durumdur.  Elinizden geldiğince yatmadan önce yemek yememeye dikkat edin.
Vücuda aldığımız besinin vücutta yakılması bize kilo aldırma. demek istediğim çalıştığınız işin zorluğuna veya enerji ihtiyacınızı karşılayabilecek kadar besin tüketmek size kilo aldırmaz.

ÖRNEĞİN: Kütlesi 75 kilogram olan bir yetişkinin dinlenme durumunda iken günlük kalori ihtiyacı yaklaşık 1500 kilokaloridir. Bu kadar enerji, 366 gram karbonhidrat veya 165 gram yağdan karşılanabilir. Fiziksel enerji harcamayı gerektiren işlerde çalışanların enerji ihtiyaçlarını, işin ağırlık derecesine göre hesaplanan bu değerlerin iki katına çıkabilir. Örneğin: saate 12 kilometre hızla 1 saatlik koşma, fazladan 800-900 kilokalori gerektirir.

Bu tabloyu sadece okumak ile kalmayıp hayatımızda aktif bir şekilde uygulayabilirsek,  nasıl zayıflarım? Sorusunu kendinize sormanıza gerek duymazsınız.

İlişkilerde Kıskançlığı Yenmenin Yolları

Karşı cinsle olan ilişkilerde kıskançlık çok ciddi bir sorun olmadan evvel önlem alınması gereken özel bir durumdur. İlişkiyi yıpratan hatta bitme noktasına getiren kıskançlık sorunu üzerinde çiftlerin ciddiyetle durması gereken bir konudur. Peki, ilişkilerde kıskançlığı yenmenin yolları nelerdir?

Öncelikle kıskançlığım kaynağına inmelisini. Bir sorunu çözebilmek için öncelikle sorunun nedenini öğrenmek ve ona göre adımlar atmak önemlidir. Kıskançlığın ana nedenini öğrenin. Çoğu durumda kıskançlığın tek sebebi güvensizliktir. İlk olarak kıskanç kişi partnerine güvenmeyebilir.

Bu durumda ise pek çok sorun ortaya çıkar. İkincisi de kişinin kendisine güvenmemesidir. Bu da kişinin çok fazla kıskanç olmasına ve partnerini aşırı kısıtlamasına yol açmaktadır. Sonuç olarak güven sorunu kıskançlığın en önemli nedenidir. Bu tarz durumlarda güçlü yanlarınızın farkına varmanız ve dizi diğer insanlardan sizi ayıran artı yönlerinizi görmelisiniz. Partnerinizin sizi sevdiğine inanmaktan asla vazgeçmeyin.

Kıskançlık konusunu almak için özgüven kazanmakta önemlidir. Dans dersleri alın, başka bir dil öğrenmeye çalışın. Kendinizi oyalayacak yeni uğraşlar bulun ve böylelikle kendinize de fırsat yaratabilirsiniz. Hatta bu yeni uğraşlarınız sevgilinizin de hoşuna gidebilir, eğlenceli olabilir.

Kıskançlık bir ilişkide önemli şeylerdendir. Ancak tabi ki kıskaçlığın da fazlası zararlıdır. Çok fazla kıskançlık karşınızdaki bıktırır ve hatta ilişkiden de ciddi şekilde soğutabilir. Onu anlamaya çalışın ve çok fazla kıskançlık yaparak onu üzmeyin.

Sevgilinize hoşunuza gitmeyen ve kıskandığınız tüm şeyleri tek tek anlatın. Sizi rahatsız eden bu konularla ilgili ortak bir nokta bulmaya çalışarak anlaşmayı denemelisini. Böylelikle ilişkinize sağlıklı bir ortamda devam edebilirsiniz.

Erkekler Evlenmekten Neden Korkar?

Erkekler yapı itibarıyla kadınlara göre genellikle daha savaşçı, yırtıcı ve vahşi özelliklere sahiptir. Aynı zamanda dışarıya uygun yaradılışlı olduklarından özgürlüklerine de düşkündürler.

Tıpkı avını yakalayıp evine getirerek eşini ve yavrularını besleyen savaşçı bir yırtıcının olması gerektiği gibi, doğa ona bu dürtüleri bahşetmiştir.

Erkek  gücünü doğanın ona sağladığı kas gücüne ve kimyasına borçludur. Erkek avını yakalamakta hür ve özgür olması gerektiğinde olduğu gibi, tüm hayatı boyunca da bu hürriyete sahip olmak ister ve evlilik onun bu hayallerini gölgeleyebileceğinden evlilikten kaçar.

Tabii bu durum her koşulda böyle değildir. Bazen de sıcak ve sağlam bir yuva kurma istemiyle bir an önce evlenmek isteyen erkekler olsa da, genel kanı ilk şıktaki gibidir.

Yanı sıra erkek tohum dağıtıcı kudretinden kaynaklanan,  bir tür “tüm sürüyü ele geçirme” istemi güdümüyle de hareket ettiğinden, bir çok deneyim yaşamadan önce evlenmek istemez. Bu konuda belirli bir doygunluğa gelerek epey mesafe alması da onun becerisine bağlıdır.

Deneyimlerinin sonucunda sürekli öğrenen ve tecrübe kazanan erkek, ne zaman tecrübe etmekten yorulur, işte o zaman evlenmeyi düşündüğü an demektir.  Bazen de aşk çanları bir erkek için çaldığında, yine tüm kimyası yerle bir olan erkeğin hayat planlaması da suya düşebileceği gibi kendini nikah masasında bulabilir.

Bazen de bir erkeğin özgürlük oyununu bozan posikoloji, tüm akranlarının ve arkadaşlarının evlenmesinin ardından bekarlık ve yalnızlık psikolojisiyle de “bekarlık-sultanlık” sloganın son bulmasıyla gelişebilir. Ayrıca aniden gelen çocuk istemi de,  bir erkek için evlilik çanlarının çaldığı döneme girildiğinin habercisi olabilir.

Yanı sıra birçok arkadaşının çoluk çocuğa karışmış ve çevrelerinde cıvıl cıvıl dönüyor olması, erkeğe “benim neyim eksik” psikozuna da sokarak evliliği ciddi ciddi düşündüren unsurlardan olacaktır.

Bebekler Neden Parmak Emme Alışkanlığı

Bebeklerde parmak emme alışkanlığı ilk aylarda kötü bir alışkanlık değil, bir tatmindir. Genellikle parmağını emen bir bebeğin bunu alışkanlık haline getirmeden bu hareketi önlemek gerektiği düşünülür. Bebeğin parmağı ağzından çıkarılır.

Bebeklerde parmak emmenin ilk önemli sebebi , emme ihtiyacını yeterince karşılayamamasıdır. Bebek anne sütüyle besleniyorsa memedeki süt bittiği zaman hemen memeden ayırmamak gerekir. Bırakın memedeyken uyusun. Emme hareketi durduğunda memeden ayırın.

Eğer ki bebek çeşitli nedenlerden dolayı  biberonla besleniyorsa biberonun emziğindeki deliğin çok açık olmamasına dikkat etmelisiniz. Çünkü biberonda büyük bir delik varsa bebek 5-10 dakika arasında biberonu bitirecek ve emme refleksi tatmin olmayacaktır. Bebeğe emzik verilmesi de emme refleksinin tatmini için bir yöntemdir.

Bebeklerde parmak emme alışkanlığının görülme nedenlerinde biri de onlara yeterli sevginin verilmemesi, bebeklerin okşanmamasıdır. Bebeğin uyanıkken oyalanacak bir şeyler bulaması da parmak emmeye neden olabilir.

Bebeğiniz parmağını yada yumruğunu emmeye başladığında, bunu doğrudan önlemeye çalışmayın. Ona daha uzun süre meme ya da biberon emme fırsatı verin. Günde kaç kere ve ne kadar süreyle meme verdiğinize  dikkat edip miktarı ve süreyi arttırın.

Bebeklerde Parmak Emmenin Üzerinde Ne Zaman Dikkatle Durulmalıdır?

Bebeğin bu alışkanlığı edinmesini önlemek, alışkanlık geliştikten sonra müdahale etmeye çalışmaktan daha önemlidir.  Bebeklerin hepsi ilk aylarda kollarının hareketlerini kontrol edemezler.

Bir yandan kollarını hareket ettirmeye çalışırlarken , bir yandan da ağızlarıyla emecek bir şeyler ararlar ve  başlarını iki yana çevirip dururlar. Tam bu esnada bebeğin eliyle ağzı yan yana geldiğinde emme hareketi başlar.

Bebeğin eli ağzında kaldığı sürece bu emme devam eder. Tesadüfe dayanan bu emme aslında meme ve biberonu daha uzun süre emme ihtiyacından kaynaklanmaktadır.

Bu nedenle bebeğinizi uzun süre emzirin diyoruz ki alışkanlık kazanılmasın. Uzun süre derken de 40 dakikanın üzerine çıkılmaması gerektiğini de belirtelim. Bu da bebeğin hazımsızlık çekmesine neden olur. Yine de emmek istiyorsa yalancı meme verebilirsiniz. Emme refleksi durduğunda da yalancı memeyi bebeğinizin ağzından yavaşça almalısınız.

Emme ihtiyacı ilk altı ayda en yüksek seviyededir. Altı aydan sonra bu ihtiyaç yavaş yavaş azalacaktır ve bir yaşına kadar sürebilir. Bu her bebekte farklılık gösterir. Parmak emen bebekler bu alışkanlığı ilk üç ay içinde edinirler.

Diş çıkarmak üzere olan bebekler de ellerini ve ya yumruklarını çiğnemeye çalışırlar. Bu parmak emmeyle karıştırılmamalıdır. Zaten diş çıkarma dördüncü aydan itibaren başlar.

Bebek beslenmeden önceki ilk birkaç dakikada parmağını emiyorsa bu doğaldır. Acıkmıştır. Bebeği besleyin. Ancak her yemekten sonra, yemek aralarında , hatta uyanıkken veya uyku halindeyken de parmak emme görülüyorsa bu bir alışkanlık haline gelmiştir.

Bebeklerde Parmak Emme Alışkanlığının Süt Dişleri Üzerindeki Etkileri

Bebeklerde parmak emmenin süt dişlerinde olumsuz etkisi vardır. Süt dişleri çıkmaya başladıktan sonra parmak emmeye devam eden bebeklerde, üst dişler dışa doğru çıkık, alt dişler ise içe doğru çarpık bir şekilde büyür.  Ancak diş hekimleri bebeğin parmak emmesinin, süt dişleri kalıcı olmadığı için, çene kemiğine ya da daha sonra çıkacak olan kalıcı dişlerin yapısını bozmayacağını söylemektedirler. Ama dişlere zarar verse de vermese de çocuğunuzun parmak emme alışkanlığını edinmesine engel olmaya çalışın.

1 Yaşından sonra parmak emme

1 yaşından küçük çocukların neden parmak emdiğinden bahsettik. Fakat bu 1 yaşından sonra da devam ediyorsa durum biraz farklıdır. Bebeğim emme ihtiyacı artık kalmamıştır. Bu artık bir alışkanlıktır. Nedenleri bebek kendini haksızlığa uğramış ve mutsuz hissediyor olabilir. Ya da uyumak için bu yöntemi kullanıyordur.

Bebeklerde parmak emme  bir ihtiyaç tatminiyken, ilerleyen yaşlarda bu davranışa dönüşecek, rahatlamak için ya da can sıkıntısını gidermek için  bir yöntem olarak  kullanılacaktır.

Çocuğa eldiven giydirmek, ( bebekken bunun yapılmasının nedeni istemsiz kol hareketleriyle birlikte tırnaklarının yüzünü çizmesine engel olabilmektir. Aynı zamanda ellerin ısınmasını da sağlar.) parmaklara acı sürmek ya da boyamak çocuğu sadece mutsuz yapar.

Zorla vazgeçirmeye çalışmak bu alışkanlığın köklenmesine neden olacaktır.  Çocuğu azarlamak ya da her seferinde elini ağzından çekmek de parmak emme alışkanlığından vazgeçirmeye yetmeyecektir. Beş yaşındaki bir çocuğa parmak emmeyi bıraktığı takdirde bir hediye vaat etmek olumlu sonuç verebilir. Ama 2-3 yaşındaki bir çocuk hediye uğruna içgüdülerini kontrol edemez. Dikkatini ilgili olduğu bir şeye veya nesneye fark ettirmeden çekmeye çalışın.

Çocuğunuz parmağını emiyorsa her şeyden önce hayatından memnun olup olmadığını araştırın. Mutlu olmasını sağlayın. Kendisine bir şey söylemeyin. Bu alışkanlığa odaklanmasını sağlar. Siz de fazla endişelenmeyin.

Zaman içinde bu alışkanlığın kaybolacağına kendinizi inandırın. Alışkanlıklar ani ve kesin bir şekilde kaybolmaz. Önce kaybolur, bir süre sonra çocuk hastalandığında ya da hayatında önemli bir değişiklik olduğunda yeniden ortaya çıkabilir, fakat daha kısa sürer. Durum normale döndüğünde yine kaybolur. Ve en sonunda tamamen vazgeçilir.